Bugün Türkiye toplumunun bir kriz içinde debelendiği tespiti hemen herkesin üzerinde uzlaşabileceği bir nitelik arzediyor. Ne var ki, söz konusu ‘krizin’ neyin krizi olduğu sorusuna verilecek cevaplar muhtelif. Kimilerine göre bu kriz toplumun bizatihi kendisiyle ilgili olmayıp, siyasal sistemimizle ilgilidir. Bir başka görüşe göre, kriz esasen iktisadidir, geri kalanlar bunun görüngüleridir. Kuşkusuz birçok yorumcuya göre de kriz çok boyutludur. Soldan krizi açıklamaya yönelik yaklaşımların ise birleştiği esas nokta, globalleşme sürecinde ülkenin izlediği ekonomi-politik stratejinin krize neden olduğudur. Bana göre, burada çok çok kabaca tasnif etmeye çalıştığım yaklaşımların tümü ciddi geçerlilik değeri taşımakla birlikte, içinden geçmekte olduğumuz kriz, öncelikle bir kimlik krizidir.
